GÖLGESİZLER – HASAN ALİ TOPTAŞ KİTAP YORUMU

Bi Poşet Kitap | 22:35 |


KÜNYE:

Adı: Gölgesizler

Yazar: Hasan Ali Toptaş

Yayınevi: İletişim Yayınları, 2014

 Sayfa Sayısı: 232


Alıntılar:

-Oturduğu yerden kalkmış Nuri, pamuk fısıltısı yumuşaklığında birkaç adım atmış gecenin kalbine doğru. O zaman anlamış bütün gerçeği; ne yürüyormuş, ne duruyor. Yürüyorum dediği durmanın ta kendisiymiş. Düş gibi bir şey yani… Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. Sen bakarsın ışıltıyla. İleriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun yalnızca), uzandıkça da kolların uzar babam uzar… Gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu…

-Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.

-Hiç ummadığı böylesine bir görüntü karşısında hafifçe ürperen muhtar, orada bekleyenlerin yüzü kadar yüzü olsun istedi o anda, kuşkusuz hepsine yüzlerce gözle ezerek bakacaktı. Kalabalığı bir köpek sürüsü gibi çivileyecekti ki bir daha toplanmasınlar böyle, bir daha var olduklarından şüphe edip ikide bir yok yaratmasınlar!

-Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi. Belki de bu yüzden delirmişti Cennet’in oğlu; kendini kendine gömebilmesi için delirmesi, delirmesi için de herkesten akıllı davranması gerekmişti.

-Belki de hayal gördün… İnsan cama uzun süre bakınca hep böyle olur, mutlaka bir yüz görür. Daha doğrusu herkesin, asla göremeyeceği halde görmek istediği kayıp bir yüzü vardır.

-Cennet’in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki de köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına…

-Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.

Ben Ne Düşünüyorum?

Hiçbir kitabı yorumlarken bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Kitap öyle bir şey ki kafanızda cümleleri bir türlü toparlayamıyorsunuz, anlatılmaz yaşanır dedikleri tam da bu olsa gerek.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki yazarın dili yıllar boyunca çok değişmiş ve yaşayan birçok yazarımız gibi o da sadeleşme yoluna gitmiş. İlk okuduğum Kuşlar Yasına Giderle Gölgesizleri karşılaştırdığımda arada büyük bir uçurum olduğunu görüyorum. Bununla birlikte dili böylesine kullanabilmek, nasıl yazarsa yazsın keyifle okutabilmek her yazara bahşedilmemiş olsa gerek. Kuşlar Yasına Gider gerçekten keyifle okuduğum bir kitaptı, Gölgesizler ise daha da büyük bir keyifle okuduğum bir kitap oldu.

Kitabı okurkenki ruh halim tamamen “allak bullak” olarak tanımlanabilir. Öyle ki, sakin kafayla ve tüm enerjinizi ona vererek okuyabileceğiniz bir dönemde kitaba başlamanız yararınıza olacaktır. Seri tüketim kitaplarından biri olmadığını, bazen oturup bir cümle için saatlerce düşüneceğinizi de unutmayın lütfen, ben baya bir sindirerek okumuş oldum yine de her şey belirsiz :)

Hasan Ali Toptaş, her ne kadar edebiyat çevrelerince Doğu’nun Kafka’sı olarak tanımlanıyor olsa da ben Kafka’dan ziyade Murakami ile benzerlikler taşıdığına inanıyorum. Tabii ki bu benzerlikten öteye geçemez çünkü Toptaş, dilimize bahşedilen tamamen nevi şahsına münhasır bir yazar.

Kitabın konusu yokluk. Varlık ve yokluk. Esrarengiz bir köyde insanlar aniden yok olmaya başlıyor. Cıngıl Nuri ile başlayan bu yok olma furyası köyün en güzel kızı olarak tanımlanan Güvercin’in de yok olmasıyla artık katlanılamaz bir hal alıyor. Ne bir iz ne de bir kanıt bırakıyorlar yok olurken. Söz gelimi bir gün “Ruhum sıkılıyor” diye çıkıp yok olabiliyordunuz. Üstelik kalkıp bir kişi kayboldu diye koskoca devleti rahatsız edecek de değillerdi ya. Hem neydi bir insanın devlet nezdinde yeri?

Sanki paralel evrenler varmış ve onların kesişim noktası da berber dükkanıymış gibi bir hisse kapıldım okurken. Tüm bu hikaye ne var ne yok. Acaba hepsi kitaptaki yazarın hayali ya da berber dükkanında uyuklayan adamın rüyası mı yoksa gerçeklik payı da var mı? Bu köyden bir çıkış yolu var mı gerçekten? Ya da bu köy diye bir şey var mı? Tüm bu insanların birilerinin içinde büyüttüğü yoklar sürüsü olma ihtimalleri var mı acaba?

Kitabı okurken sık sık 1Q84’teki şu alıntıyı hatırladım; İnsanların üstderi hücrelerinin, her gün 40 milyon tanesinin yitirildiği gerçeğini Tengo bir an anımsayıverdi. Bu hücreler koparak gözle görülmeyen zerrecikler haline gelip havada kayboluyordu. Biz de belki bu dünya için üstderi hücreleri gibiyizdir. Öyleyse birilerinin bir gün aniden ortadan kaybolması hiç de tuhaf değil.”

Yaşadığımız şu an gerçek mi? Koca bir rüyada ya da öldük de yaşadıklarımızı tekrar izliyor olabilir miyiz? Tekrarların tekrarından başka nedir şu an? Aynı anda kaç kişi bilgisayarın başında öylece oturup düşünüyor olabiliriz? Tüm bu korkutucu benzerliklerimiz ve eşsiz olduğumuzu iddia edişimizdeki aynılığımız dahil nedir bir insan? Aslında hepimiz Andy Weir’in Yumurta’sındaki gibi biraz da aynı kişi olabilir miyiz acaba? Şu kapıdan çıktığımızda misal, dünyanın kopan üstderi hücrelerinden biri haline gelmeyeceğimizi, aniden yok olup hafızalardan silinmeyeceğimizi kim iddia edebilir?


Puanlama:

-Kapak Tasarımı: 5/5 (%5):

Kitabı anlatan bir resim olduğu kanaatindeyim. En azından bende uyandırdığı bu.

-İsim – Kitap Uyumu: 5/5 (%5):

Yokluğun en güzel tanımı olsa gerek :)

-Özgün Konu – Özgün Anlatım: 5/5 (%30)

Okuyup okuyabileceğiniz en özgün yazar ve anlatımlardan biri diyebilirim.

-Yazarın Dili: 5/5 (%30)

Akıcı, allak bullak, dehşete düşürücü, hayran olunası…

-Kitabın Dünyası: 5/5 (%30)

Kitap sizi kesinlikle çekip içine alacak ve unutamayacağınız bir okuma deneyimi yaşatacak. Fakat hazır olduğunuzda okumanız şartıyla. Yoksa tam tersi etki de yapabilir :D


Kitabın Puanı: 5 / 5


15 yorum:

  1. Yazarın ilk okuduğum kitabıydı ve çok sevmiştim. Kitaptan sonra hemen filmini de izlemiştim. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum yazarın . Sevgiler :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen ben de hemencecik filmini de izledim. her kitap uyarlaması gibi biraz kesik kesik olsa da yine de fena değildi. böyle bir yazara sahip olduğumuz için çok şanslıyız bence :)

      Sil
  2. Hasan Ali Toptaş benim de kitaplarını merak ettiğim yazarlardan. Artık yeni yıla kaldı okumak da ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yeni yılın şimdiden güzelleşti o zaman :)

      Sil
  3. Uzun zamandır okuma listemde yer alan bir kitaptı. Okumadan önce fikir sahibi olmak adına güzel bir yazı olmuş ❤

    YanıtlaSil
  4. hımmm sevmişsin bu yazarı, hiç okumadım ama tahmin ediyom çok iyi olduğunuu, bi ara başlasam iyi olcak bu yazarı okumayaaaa :)

    YanıtlaSil
  5. Hasan Ali Toptaş'ı birçok yerde gördüm ve merak uyandırdı bende :) Senin yorumunla da pek bi heveslendim :) O zaman hemen alıp bir an önce okuyayım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. başlangıç için Kuşlar Yasına Gider'i önerebilirim o halde :)

      Sil
    2. Hemen not alıyorum :)

      Sil
  6. Benim okuduğum baskının kapak resmi bundan farklıydı, bu kapak resmi ona oranla daha güzel sanki. Kitabın etkisi ise kolay kolay geçen türden değil gerçekten. Hele birbirinden farklı gibi görünen iki hikayeyi aynı anda yürütüp bunları hem birbirinden bağımsız hem de birbirine dahil kılabilmek... Anlamaya çalışırken beyin yakıyor. Ben de okurken aynı şekilde Haruki Murakami ile bağdaştırmıştım fakat yakın zamanlarda okuduğum için öyle oldu gibi gelmişti. Çok güzel anlatmışsın, tekrar okuyasım geldi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler :) değişik baskıları çıkmış evet, ama ben de seviyorum bu kapağı. acayip beyin yakıcı bir kitap, Murakami konusunda yalnız olmadığıma sevindim :)

      Sil
  7. yeni bitirdim ve ben de kafka değil murakami ye yakın buldum :)

    YanıtlaSil

Blog / Site linki içeren yorumlar yayınlanmayacaktır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım: Zuri